Ara

En Sahici Yan

En son güncellendiği tarih: May 3

Sürekli memede olduğu için bebekken Rüzgar'ı kucağıma yastıklarla sabitleyip öyle yemek yerdim. Yatağa koyduğum an uyandığı günler bana bir titreme gelirdi. Annelik hakkında en ufak bir fikrim de hissim de yoktu. O boşluğun ortasında, bizi birbirimize ulaştıran köprüydü memeler. Ağlamaların, yakınmaların ve keyfin sakin kucağıydı. Kötü gün dostuydu. İyiydi, yumuşaktı, kolaydı. 


Peki ya geceler. Onları unutmadım. Uyandığım yerden bir kol uzanıp gözüm kapalı koyardım Rüzgar'ı memeye. Böylesi kolaydı, doğaldı. İçimden başka da bir şey gelmezdi ama bölük pörçük uykularla epey yıpranmıştım. 


1,5 yaşından sonra gece uyanmaları kendiliğinden azaldı. 2 yaşına yaklaştığında ise içimdeki saatin sesini duymaya başlamıştım artık. "2 yaşına kadar emzirin" diyen sesti bu. Kime ait olduğunu bilmiyordum. Ama bu ses, her konuda farklı sayılarla beliriyordu hep. Bu kez kafamdaki neon ışıklı tabelada aynen şu yazıyordu: "2 yaştan sonra emzirmeye devam edersen bu çocuk bozulur". Ardından şu fısıltılar geliyordu: "anne kendi bırakamıyordur." "Çocuğu kendine bağımlı olsun istiyordur." Aman yarabbi.  


2. yaş gününden bir süre sonra Datça'da, babaanne ve anneanne desteği ile memeyi azaltmayı denedik. İşe de yaradı, Rüzgar sadece 3 kez emiyordu. Ne bir ağlama, ne bir kriz, hiçbir şey. Kendimle ve ekibimle gurur duyordum. 


Gurur ve peşin hüküm sularında savrulurken, üç hafta kadar sonra beklenmedik bir kabızlıkla beraber tam dört ay sürecek olan kaka tutma kabusunun başlayacağından ve memeye dair elde ettiğimiz tüm başarı ve ödüllerin hükümsüz kalacağından bihaberdik. 


Sil baştan. Huysuz gün içleri ve uykusuz geceler. Karın ağrıları ve göz yaşları. Bütün bu hengamenin ortasında BoyalıKuş'ta oyun grubuna başladık. Bizim grupta benden başka emziren kimse yok. Rüzgar'ın kaka tutma olayı devam ediyor. Ya tutturursa, naparım. Neyse ki dünyanın en tatlı kadınlarının arasına düştüm. Memeli ve memesiz, benzer sorunlar ve farklı koşullarla aynı masanın etrafında keçe yapıyor (ve yapamıyor) ve akşamları bira içmek üzere sözleşiyorduk.


2,5 yaşına ramak kala, artık zamanı geldiğini biliyordum. Aksi gibi içimdeki ses bir şey demiyordu. Kafamdaki tabelalarda da bir şeyler yazmıyordu. 


Kızlarla konuştum. Zeynep "çok kolay olacak" dedi. Çocuk psikoloğu olan Pınar "bir takvim yapın beraber" dedi. Bir hafta boyunca takvime tik atarken Rüzgar'la konuşacaktım, bir tür oyunla geçecektik bu kapıdan. Eve gider gitmez defteri çıkardık, kalemleri aldık. Bu bir meme takvimi olacaktı. Her güne bir meme resmi çizdim. Pazartesiden pazar gününe doğru, dev bir memeden bir küçük noktaya yolculuk. 

Kafam rahattı, kafam güzeldi, eğer memeyi bırakmazsa da sorun değildi. O zaman da gittiği yere kadar giderdim. 


Pazar günü geçti. Rüzgar bir daha meme istemedi. Hem de hiç. Bundan kısa bir süre sonra da, birden bire kaka tutma sorunu düzeldi. Bütün bu süreci nefesimi tutup şaşırarak ve tabii Pınar'a sevgilerimi sunarak geçirdim.


2,5 sene sonra hala annelikle ilgili hiçbir fikrim yoktu ama şaşırmayı benimsemiştim. Bir şeylerin düzelmesi için mücadele etmek tüm aile için yorucuydu. Gerçekten birbirimize uyumlandığımızda, Organic Intelligence diliyle "insan sistemlerimiz senkronize olduğunda" ise her şey su gibi akıyordu. Belki de doğru zamanı bilen sadece çocuk ya da sadece anne değildi. Aradaki köprüydü. Bağlantının kendisiydi. 

Şimdi memeyi bırakmasından epey bir süre geçmişken, Rüzgar ya göbeğimde ya göğsümde uyumaya ve geceleri yine uyanmaya başladı. "Tesadüf" bu ya, tam da karantina günlerinden beri bu böyle. Daha bir iki ay evvel "Yatağında, deliksiz uyumaya başladı artık odasını ayırabiliriz" demiştik oysa. 


Uykusuzluk, yorgunluk ve belirsizliğin tavan yaptığı bugünlerde bir şeylerin ısrarla düzene girmesini bekleyen yetişkin zihnimi fark ediyorum, sonra yine hatırlıyorum. Büyümek de yaşamak da düzensiz. Sanırım çocukluk o yüzden en sahici yanımız.




©2018 by Günebakan. Proudly created with Wix.com